Sözlük

Her geçen gün büyüyen ve güncellenen TDE sözlüğü...

92406 kayıt bulundu.

Sırala
kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almaz
Anlamı:

1. `hiç kimse suçlu olduğunu kabul etmek istemez` anlamında kullanılan bir söz


kabahati (birinde) bulmak (veya aramak)
Anlamı:

1. bir kusur, suç aramak

Örnek:

1. O, atı kızdırıyor, çileden çıkarıyor diye, bütün kabahati seyisinde buluyordu.

1. O, atı kızdırıyor, çileden çıkarıyor diye, bütün kabahati seyisinde buluyordu.


kabahati (birine veya bir şeye) yüklemek
Anlamı:

1. işlediği bir suçu başkasının üzerine atmak

Örnek:

1. Bu işte kabahati sobaya yüklemek lazım geliyor.

1. Bu işte kabahati sobaya yüklemek lazım geliyor.


kabahatli
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Kabahati olan, kusurlu, suçlu, töhmetli

Örnek:

1. Biz o zaman bu sözleri en kötü bir biçimde manalandırarak hanımı kabahatli bulmuştuk.

1. Biz o zaman bu sözleri en kötü bir biçimde manalandırarak hanımı kabahatli bulmuştuk.


kabahatlilik
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kabahatli olma durumu


kabahatsiz
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Kabahati olmayan, kusursuz, suçsuz


kabahatsizlik
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kabahatsiz olma durumu


kabak

İlgili Kelimeler:

kabak çekirdeği, kabak çiçeği, kabak dolması, kabak elması, kabak kafalı, kabak kemane, kabak tadı, kabak tatlısı, başı kabak, armut kabağı, asma kabağı, bal kabağı, barut kabağı, boru kabağı, helvacı kabağı, kantar kabağı, kestane kabağı, sakız kabağı, su kabağı, testi kabağı, yan kabağı

Anlamı:

1. isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , Kabakgillerden, sürüngen gövdeli, sarı çiçekli, birçok türü olan bir bitki (Cucurbita)

2. bitki bilimi , bitki bilimi , bitki bilimi , bitki bilimi , Bu bitkinin türlerine göre yemeği ve tatlısı yapılan ürünü

3. Esrarkeşlerin kullandığı bir tür nargile

4. müzik , müzik , müzik , müzik , Kabak kemane

Örnek:

1. Siperin içinde birkaç nefer ayakta ileriye bakıyor, öbürleri aşağı oturmuş konuşuyorlar, gülüyorlar, türkü söylüyorlar, kabak çalıyorlar.

1. Siperin içinde birkaç nefer ayakta ileriye bakıyor, öbürleri aşağı oturmuş konuşuyorlar, gülüyorlar, türkü söylüyorlar, kabak çalıyorlar.

5. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Ham, tatsız (kavun, karpuz)

6. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Tüysüz, dazlak

Örnek:

1. Kaba kabak gibi tıraşlı!

1. Kaba kabak gibi tıraşlı!

7. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Dişleri aşınarak yüzeyi düzleşmiş olan (taşıt lastiği)

8. sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , Bilgisiz, görgüsüz, kaba

9. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , Kısa boynuzlu hayvan


kabak (birinin) başına (veya başında) patlamak
Anlamı:

1. birçok kimsenin ilgili olduğu bir olaydan, yalnızca bir kimse zarar veya ceza görmek

Örnek:

1. Kendi yarın cehennem olur gider, kabak bizim başımıza patlar.

1. Kendi yarın cehennem olur gider, kabak bizim başımıza patlar.


kabak çekirdeği
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bal ve sakız kabağının tohumu

2. Genellikle vakit geçirmek için yenilen bir kuru yemiş türü

Örnek:

1. Annemin hastalığının geçmesi için bol miktarda tuzsuz kabak çekirdeği yemesi gerekiyormuş.

1. Annemin hastalığının geçmesi için bol miktarda tuzsuz kabak çekirdeği yemesi gerekiyormuş.


kabak çiçeği
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kabak bitkisinin açık turuncu renkli çiçeği


kabak çiçeği gibi açılmak
Anlamı:

1. utangaçlıktan çabucak sıyrılarak aşırı ölçüde serbest davranmak

Örnek:

1. Komşular, kabak çiçeği gibi açıldı, ne malmış meğer diyorlardı.

1. Komşular, kabak çiçeği gibi açıldı, ne malmış meğer diyorlardı.


kabak çıkmak
Anlamı:

1. ham çıkmak


kabak dolması
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Sakız kabağının içi oyularak kıyma veya çeşitli sebze doldurulmasıyla yapılan bir yemek türü


kabak elması
Anlamı:

1. isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , Amasya elmasının daha iri ve aşılı olanı


kabak gibi
Anlamı:

1. tüysüz, çıplak, her tarafı açık


kabak kafalı
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Saçları dökülmüş, dazlak

2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Aptal, budala


kabak kemane
Anlamı:

1. isim , isim , müzik , müzik , isim , isim , müzik , müzik , Gövdesi uzunlamasına ikiye bölünen su kabağının üzerine ince bir deri gerilerek yapılan, üç teli olan, yayla çalınan bir halk çalgısı, kabak


kabak tadı
Anlamı:

1. isim , isim , mecaz , mecaz , isim , isim , mecaz , mecaz , Beğenilmeyen, bıkkınlık veren durum


kabak tadı vermek
Anlamı:

1. aşırı tekrarlanması, sürdürülmesi yüzünden bir şeyden doygunluk, yorgunluk veya bıkkınlık duyarak onu istemez duruma gelmek


kabak tatlısı
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Soyulmuş, çekirdekleri çıkarılmış ve parmak kalınlığında kesilmiş bal kabağının ağır ateşte şekerle uzun süre pişirilmesi ve üzerine ceviz, fındık, Antep fıstığı vb. serpilmesiyle hazırlanan bir tatlı türü


kabakçı
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kabak yetiştiren veya satan kimse


kabakçılık
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kabakçının yaptığı iş


kabakgiller
Anlamı:

1. isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , İki çeneklilerden, kabak, kavun, karpuz, hıyar vb.ni içine alan, geniş yapraklı, sürüngen ve sarılgan bir bitki familyası


kabaklama
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kabaklamak işi